Kitap Sözleri, Bir başka Kitap Sözleri sitesi ve En iyi Kitap Sözleri sayfası ile sizlerleyiz!

Haksız bir dava uğruna sultanlık yapacağıma, gerekirse haklı davada tek başıma yürüyeceğimi söylüyorum.

Muhsin Yazıcıoğlu Sözleri

Kitap Sözleri 02 / 09 / 2014

Kitap Sözleri ve Resimleri
Google Reklamları

Aşkın bir dilenciyi kral yapacak büyülü kudreti vardır. Evet aşk beleştir, başka bir atmosferde mesken tutmaz. Özgürlükte kendisini çekinmeden, bol bol, bütünüyle sunar.

Ben hayatta yalnız iki gerçek felaket tanıyorum: Vicdan azabı ve hastalık. Mutluluk, bu iki kötülüğün uzak olmasındadır.

Çoğunluk her zaman felaket getirdi, diye düşündüm, bugünde felaketimizi çoğunluğa borçluyuz.

Dünyada en çok istediğim şey, sevdiğimle birlikte ölmekti, ama cesetlerimiz yan yana yatsa bile, bu yalnızca bir aldatmaca olacaktı; hiçlikten hiçliğe bir bağ yoktur.

Farklı dönemlerde hayatınızı başka türlü görürsünüz; tıpkı, bir dağa tırmanırken her dönemeçte değişik bir manzarayla karşılaşmak gibi…

Güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.

Yoğun bir sis perdesinin altındayız. Ama isteyen bu perdeyi aşarak yükseklerde ışıltılı bir alana ulaşabilir; ancak gittikçe netleşen, gözalıcı başka yerler de vardır. Zirvede ise uzayın o muhteşem maviliği!

Maske takmak, insana bir yüktür. Hem taşıyana, hem anlamaya çalışana.

Her zaman, evrenden çok kendimi suçlu bulmayı tercih ediyordum; ama iyi huyluluktan ötürü değil, her zaman kendi kendimin efendisi olmak için.

Umut da bir dikendir yürekte kimi zaman. Kendi gözleriyle karşılaşmaktan korur insanı, kandırır.

Bu arada bir şey de öğrendim. Bir insanı onunla iyice bir kapışmadan tanımaya, ne mal olduğunu anlamaya imkan yok. O zaman iç yüzlerini ortaya koyuyorlar.

Mızmız, dırdırcı insanları hiç sevmem; bu adamlar yaşamanın sevinçlerine yan çizer, dertlere can atar, dertlerle kaynaşırlar.

Ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci; sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin!

Ruhla bedenin birbirinden ayrılması için ille ölmek gerekmez. İnsan yaşarken de ruhuyla bedeni birbirinden ayrılabilir. Ama asıl sorulması gereken soru, ruhla bedenin ölmeden birbirinden ayrılmasının mümkün olup olmadığı değil, bu ikisinin nasıl olup da tekrar birleşebildiğidir.

Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır.

Ama sen, bir kimseyi ya da bir şeyi seversen, ona senin olan her şeyi, hatta sen olan her şeyi ver, gerisiyle uğraşma.

Bütün teessürlerimiz, düş kırıklıklarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden ne geleceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?

Kalbimi hasta bir çocukmuş gibi nazlandırıyorum ve beni sürüklediği şımarıklığa izin veriyorum..

Ben, her insanın ayrı bir kokusu olduğuna inanırım. Biz bunu anlamıyoruz, çünkü kokular birbirine karışıyor, hangisi senin, hangisi benim olduğunu bilemiyoruz; yalnız havanın pis bir koku yaydığını anlıyor; buna da insanlık adını veriyoruz.

Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum.

İnsan, ancak karar sırasında değil, daha başlangıçta içindeki ikinci kişinin tarafını tuttuysa, ilk kişi ve onunla birlikte söz konusu istek de silinip gider.

Dünyayı bir günde yıkıp yeni baştan yapamazsınız. Bir günde her şeyi değiştireceklerini söyleyenler ya şarlatan ya da alçaktırlar.

Hepimiz birer mahkum değil miydik? Geçenlerde çok iyi bir oyun okumuştu, oyundaki adam hücresinin duvarına bir şeyler çiziyordu, hayat da böyleydi işte. Boyuna duvara bir şeyler çiziyorduk.

Parmaklığın ardında, yargıçların önünde de yalnızsınızdır; karar verirken de; kendi kendinize karşı, ya da başkaları sizi yargılarken de yalnız.

Sonuçta sevilen her kadın bir şarkıdır, sözlerini hatırlayamazsınız belki ama melodisi aklınızda kalır.

Fakat güzellik, yani gerçek güzellik zekice ifadelerin başladığı yerde son bulur. Zeka bir aşırılık halidir ve yüzün kendine özgü uyumunu yok eder.

Gölgelerimizle barışmadığımız sürece, şikayet ederiz, acı çekeriz, suçlarız, suçluluk duyarız, kızarız, “zavallı ben” rolünü oynayarak sorumluluk üstlenmekten kaçarız.

Hiçbir zaman, hiçbir şey dolduramayacaktır yitirilmiş bir arkadaşlığın yerini. İnsan kendine eski arkadaşlar yaratamaz ki. Bunca ortak anının, birlikte yaşanmış bunca zor saatin, bunca bozuşmanın, bunca barışmanın, bunca gönül deviniminin yerini hiçbir şey tutamaz. Yeniden kurulamaz bu dostluklar. Bir meşe ağacı dikip de, çabucak gölgesinde barınmayı ummak boşunadır.

Kadınlarımızı bilginin nimetlerinden yoksun bırakmamız, dünyanın en barbarca törelerinden biridir.

İnsanlığın, tarihin başından bugüne dek yarattığı tek ortak dil, sembol dilidir. Bunu çözmek, tüm insanları ve tarihi kavramak anlamına gelir.

Şubat asabi bir aydır. Belki devamlı soğuk olduğundan, belki de kıştan kaçmaya hiç fırsat tanımadığından. Şubat çaresizlik kokar. Sanki hayatın tek gerçeği soğuktur ve bahar denen karnaval, baştan sona bir yalan, bir hayaldir.

Geçmiş günleri mi özlüyorsun? Hayır, o günleri değil, yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum.

Düşünceler mükemmel, ancak davranışlar kusurludur. Bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılamayacak kadar mükemmeldir.

Sevmek, belki de bir tek ihtirasın lehine bütün diğerlerini bastırmak değildi; bilakis aşk, sevilen şeyin içine bütün diğer ihtiraslarımızı doldurmağa benziyordu; bir insanın şahsında bütün ümitlerimizi, iştiyaklarımızı seviyoruz.

Mutluluğa giden tek yolun kölelik olduğu bir çağda yaşıyorduk. Özgür irade çok büyük sorumluluk istiyordu; zorlu bir çabayı gerektiriyor, acı ve keder getiriyordu.

Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır.

Yaşamın bazı anları, inancımıza ve iyi niyetimize güç veren ve çoğu zaman beklenmedik, kendiliğinden gelen bir hediyedir.

Susmak, yaşamanın tek yolu; burada da, orada da. Kederle, olsun ne çıkar? Uykuyu daha çocuksu ve derin kılar bu. Ama acı, uykunun ve gündüzün içinden geçen bir sabandır, dayanılacak şey değildir bu.

Görünenle görünmeyen arasındaki köprüyü yok etmenin en iyi yolu duygularını açıklamaya çalışmaktır.

Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde.. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak. Yalnızca senin gülen yıldızların olacak!

Bir insan söz söylemedikçe, ayıbı ve hüneri gizli olur. Her ormanı boş sanma, içinde uyuyan bir kaplan olur.

Acımak gerçekten sınırlanması gereken bir duygudur, aksi takdirde ilgisizlikten çok daha kötü zararlara yol açabilir. Bunu doktorlar, hakimler, avukatlar, tefeciler çok iyi bilirler. Eğer bu kişiler kendilerini acıma duygusuna kaptırsalardı, dünyamızın düzeni altüst olurdu.

Ben kendi hayatımda, sizin cesaret edemeyip yarıda bıraktığınız şeyleri sonuna kadar götürdüm, o kadar; üstelik siz tabansızlığınızına sağduyu diyor, böylece kendi kendinizi aldatarak avunuyorsunuz.

Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama bir çoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu. Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya başlıyorduk.

Kaybedecek zamanımız yok bizim, ve olmadığından zaman bir şans için itişip kakışmalıyız. Çok fakiriz geç kalmak için.

Aynada gördüğümüz kişi bizim en büyük düşmanımız da olabilir, en büyük dostumuz da. Bu neyle yaşamayı seçtiğimize bağlı. Işığımızın sevgisiyle mi, gölgelerimizin korkusuyla mı yaşamayı seçiyoruz?

Bir memlekette insanlar namuslu olduklarıyla ayrıca övünüyorlarsa, o memleketin hali dumandır.

Keşke insan hiçbir endişe yaşamadan aşkın bu sıcaklığını duyabilse! Hayat seni rahat bırakmaz. Nereye gitsen yanarsın! Bir sürü duygu ve kaygı birden hayatını dolduruverir. Aşk hayatın en zor okuludur!

Yaşamın örümcek ağını ören, insanın kendisi değildir, o, bu ağda sadece bir teldir. Bu ağa yaptığı her katkıyı aslında kendi kendine yapmıştır.

İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarda yaparlar.

Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.

Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum. Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim. Hidrolik çalışmak gerekiyor, hem de ezberlemek yok..

Sevgi; iki insanın birbirlerine varlıklarının özünden bağlanması, dolayısıyla herbirinin de kendisini varlığının özünden tanıması durumunda doğabilir ancak.

İnsan tabii olarak başka insanların kendisini beğenmesini, onaylamasını ister; bu yüzden de düşüncelerinde, duygularında ve hareketlerinde kültürel kalıplardan ayrılmaktan korkar. Bu akıldışı beğenilmeme korkusunun nedenlerinden biri, bilinçdışı bir suçluluk duygusudur.

Bağışlayıcılık sizin kendi zihinsel iyileşmeniz içindir. Birisini gördüğünüzde ona karşı artık birşey hissetmiyorsanız bağışlamışsınız demektir.

Huzuruna duyduğum açlık ve seni görmeye duyduğum susuzluktan ölüyorum.

Ruhum öyle ağır ki hiçbir düşünce artık onu yükseltemez ne de kanat vuruşlarım onu sonsuzluğun içine çekemez. Herhangi bir şey onu kımıldatmazsa sadece yeryüzünde kalır, fırtınadan önce alçakta uçan bir kuş gibi. Ezicilik ve kaygı iç dünyamın üzerine çöküyor.

Sanıldığı gibi insanı yıkan çektiği acılar değildir. İnsan, çektiklerini paylaşamadığı için, kendi acısıyla söyleşmeye başladığında yıkılır.

Biraz kötülük olmadan ve kötülüğü sezmeden ruh herhangi bir yükten nasıl kurtulabilir ki?

İnsanlar, nasıl da nefret ettim sizden! Nasıl da dirsek vurdunuz, nasıl da önümü kestiniz, yer altı treninde karşılıklı oturup birbirinize gözlerinizi diktiğinizde nasıl da pistiniz!

Dünyayı dolaşmak, değişik insanlarla konuşmak canlı bir kitap okumaya benzer, ikinci bir ilim sayılır. Göremediğin şeyleri görür; yeni, hiç tanımadığın insanlarla karşılaşırsın. Yabancılarla konuşmak da çok değerli şeyler kazandırır insana.

Nihayet yağmur başladı. Bu sabah artık yağmuru neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlayan bir yüreğe benzediği için…

Ortak olabilenin değeri daima azdır. Büyük şeyler, büyük için kalacak; uçurumlar, derin olanlar için; incelikler ve ürpermeler incelmişler için; kısaca, tüm, pek az bulunanlar, pek az bulunanlar için.

Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülüklerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama.

Gerçek, insanın dünyayı nasıl düşlediğidir; ama hiçbir şey zaman kadar gerçek değildir. Çözümler hep zamanın içinde saklıdır. Zaman, korkulacak tek gerçektir.

Ne değiştirebildiğin, ne yardım edebildiğin, ne de terk edebildiğin bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilemezsiniz.

Yalan olduğunu bilsen dahi inanacaksın insan oğluna, yani dinleyeceksin onu, niçin yalan söylediğini anlamaya çalışacaksın. Bazen yalan, insanın özünü gerçeklerden daha çok açığa vurur.

“Kitap Sözleri” yazımız için (2) yorum bulunuyor!
  1. Gamze Türk 7 Haziran 2011, Salı | 19:42

    Yetişen zekaları kitaplarla beslemeyen uluslar, yıkılmaya mahkumdurlar. – Ovidius ;)

  2. Reyhan 10 Haziran 2011, Cuma | 21:56

    Okumayı sevmeyene dokuz hoca az. (Atasözü)

    diyen ne güzel demis valla.